Kim ne söylerse söylesin. Kim kafasını kuma gömerse gömsün. Kim üç maymunluğa soyunursa soyunsun, “Gemisini yürüten kaptandır.” anlayışına sığınırsa sığınsın. Kim dayatılan olumsuzluklara, yaşanılan gerçekliklere sırtını dönerek, bir mağara girişine sırtını dönüp, kendi gölgesinin büyüklüğüne tapınırsa tapınsın. Kim gettosunda, sırça köşkünde yaşayıp “şal ve raks” üstüne şiirler dizerse dizsin. Bunlar duyarlı, tepkici, yani 3M olan (Sakın Migros’un M’leriyle karıştırmayın bunu Devamını Oku
Halkım ben / Hani şu sayılamayan /Hani şu çok halk / Soluğumun öyle bir gücü var ki / Sessizliği deler geçer dinlemem / Filiz verir / Boy atarım / Zifiri karanlık demem. Halkız biz, halk denizinde yaşayan bin bir çeşit canlıdan gün ışığına en yakın duranlarız. İçinde nefes alıp verdiğimiz bu suları durgunlaştırıp, çürüterek bizleri yok etmek isteyenlere inat ısrarla durgun suları hareketlendirip dalgalara dönüştüren, tüm kumdan kaleleri yıkan, hiçbir ordunun, hiçbir silahın önünde duramayacağı dünyayı sarıp Devamını Oku
Açın karanfil karanfil kıpkızıl / Yıldızlara haykırın / Haykırın ki, yırtılsın / karanlığın perdesi / Doğsun sarının, siyahın, beyazın / Sımsıcak kardeşlik güneşi / Haykırın ki, parçalansın / Beyinlere vurulu zincir / Kırılsın ayaklardaki pranga / Kırılsın ki, yürüsün katar katar / Sevgi yüklü, umut yüklü, sevda yüklü / Kardeşlik trenimiz / Kıtalardan kıtalara. Tiyatronun özünde bulunmayan tüm araçlardan sıyrıldıktan sonra ortaya çıkan oyuncu, tiyatro için elzem olandır. Tiyatronun olmazsa olmaz ikinci öğesi olan izleyici ile oyuncunun ilişkisi nasıl olmalıdır? Devamını Oku
Ne güzel izliyoruz, ne güzel kandırılıyoruz… Düşünün ki bir pazardasınız… İnsan pazarı! Öyle ürkütücü, öyle komik, bir o kadar da acı… Yüzü gözü kırışmışıyla, delisiyle, süslüsüyle, alımlısıyla, güzeliyle, çirkiniyle fakat ortak noktaları kararmış-karartılmış yüzleri ve yürekleriyle tam bir insan pazarı… Birbirinden elektrik alan alana… Programı izlemeden önce yanınıza bir bardak su belki de nefes açıcı bir kolonya almalısınız… Yer yer nefesinizin daraldığını hissedeceksiniz. Program başlıyor… Devamını Oku
Can Dündar’ın ‘Mustafa’sı günlerdir yazılıp çizildi, birçok tartışmaya yol açtı. Bir belgesel sinema örneği olan film, sinema alanındaki tartışmalardan ziyade içeriğiyle, olumlu-olumsuz tepkiler aldı fakat tartışma bir çırpıda magazinleştirilerek ‘Ulu Önder’in özel yaşamına girme ‘densizliği’ne dönük olumsuz tepkiler öne çıkarıldı. Biz de bu yazımızda bir sinema eleştirisi girişiminde bulunmadan Mustafa’ya içerik bakımından genel bir bakışla yetineceğiz. Ama bir belgesel sinema olarak ‘Mustafa’ya dair fikrimizi kısaca ifade etmeden geçmeyelim. Devamını Oku
1920 yılında doğmuşum. Ankara’ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başladığı zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındaydım. Yağmurlu bir günde köyden ayrıldık. Arapkir’e oradan da Hekimhan, Kangal yoluyla Sivas’a kadar kara yoluyla ve kış vaktinde yolculuğumuzu sürdürdük. Ulaşım yolları iyi değildi. Hatta o koşullarla zor ilerliyorduk. Ve hayvanlarla geliyorduk. Hanlarda yata yata. O zaman uzun bir yolculuktan sonra, on bir günde Ankara’ya gelebildik. Ankara yeni kurulabilen on beş bin nüfuslu küçük bir kasaba görünümündeydi. Devamını Oku
Devrimci kültür-sanat ve edebiyat hem devrimci mücadelenin yadsınamayacak zorunlu bir parçası, hem de bir sonucudur. Ancak, zorunlu bir sonuç olması, bizim bu alanı kendiliğinden bir tarza bırakmamızı gerektirmez. Çoğu kez devrimci-demokratik kültürün yadsınması anlayışını şu şekillerde görürüz: Birinci yanlış anlayış; “biz savaşalım, ne de olsa sanatını yapanlar çıkacaktır” mantığıdır, ikinci yanlış anlayış ise devrimci-demokratik kültürün, demokratik devrim mücadelesindeki yerini yadsımaktır. Devamını Oku
Tarihten bugüne yaşanan gelişmeler, çelişkiler taraf olmak zorunda bırakmıştır; aydınları, sanatçıları, entelektüelleri, gençleri yani bir bütün halkı; bilinçli ya da bilinçsiz. Özellikle sanatçılar ve aydınların taraf olma durumu toplumsal kurtuluş mücadelesinin ilerleyiş ve gerileyişiyle paralel yürümüştür. Ruhi Su’da bir sanatçı olarak taraftır elbette… Halkı, halkın yarattığı değerleri önemsediği bununla yetinmeyip sahiplendiği geliştirdiği, ileriye taşıdığı, tarihe miras bıraktığı için taraftır O. Devamını Oku
Emperyalizmin 1970′lerde başlayan krizi ekonomik, askeri ve politik boyutlarıyla sürüyor. Kriz, bizzat emperyalistler tarafından da ifade ediliyor, tartışılıyor, çıkış yolları aranıyor. Emperyalistlerin ve onların yarı-sömürgelerdeki işbirlikçilerinin yaşadığı bir kriz daha var ki, yeterince gündeme gelmiyor. Bu bir düşünsel-ideolojik krizdir. Saydığımız krizler (özellikle politik kriz) ve düşünsel kriz diyalektik bir biçimde birbirini besleyerek gelişiyor. Tarihin çöplüğündeki yerini almak için gün sayan bir sistemden düşünsel Devamını Oku
“Ve bir gün eğer
beceriksiz gibi gelirse size dizelerimiz
bir şunu hatırlayın:
gardiyanların burunları dibinde yazıldılar
ve böğrümüzde süngü uçları.” Nazım, Aragon, Neruda ve Guillen’le birlikte çağımızın en büyük ozanlarından biri hiç kuşkusuz Yannis Ritsos’tur. Onun şiirlerini ilk kez okuduğunda gözlerinin dolduğunu yazan Aragon, onu, yüzyılımızın yaşayan en büyük ozanı sayar: “Başlangıçta onun yaşadığımız Devamını Oku
Join us as we spread the word.
Son Yorumlar