Tarihin tekerleği dönüyor; savaşa savaşa / Özlem Yakar

Yer yer sararmış yeşilimsi örtünün ışıltısı Ovacık’ı Hozat’a bağlayan vadinin, yolların izini saklıyor içinde. Munzur dağlarının o görkemli, savaşa çağıran heybetine dalmışken gözlerim Burnak köyünün etrafında bir yer arıyor. Duruyorum dimdik. Tepemden aşağıya doğru yayılan garip bir duyguya kapılıyorum. Bacaklarım da bir telaş var sanki. Sonra diz çöküp Munzur suyuna dokunuyorum. Yeni doğan güneşin altında baktığım her tepe, her dağ ışıl ışıl bir parıltıyla dokunuyor gözlerime. Tanıdık yüzlerin silueti dolaşıyor dağlarda. Küçük bir anı canlanıyor gözümde.

Bir toplantıdayız… Bir genç konuşmaya başlıyor. Öyle akıcı, öyle düzgün konuşuyor ki toplantıya katılan bütün yüzler ona dönüyor. Toplantı gündemiyle ilgili şaşılacak derecede doğru, yalın değerlendirmeler yapıyor, cümlelerini özenle seçip en doğrusunu yerleştiriyor beynimize. Konuşmasındaki pelteklik onu sempatik hale getiriyor. Birkaç kişi fısıltıyla soruyor yanındakine: “Bu genç kim?”  Tanıyanlar cevap veriyor: “Ozan”. Henüz yirmisinde gibi… Toplantı sonunda yürek yüreğe vermiş çoğu insan Ozan’ın değerlendirmelerinin sadeliğinden ve bir o kadar da doğruluğundan bahsediyor. Küçük bir anı işte… Ozan’ı daha gencecik yaşında büyük sorunların çözümüne yoğunlaştıran ve onu dağların doruğuna sürükleyen dünyayı kuşatacak bir sevgi… İnsanlığın kurtuluşuna adanmış berrak bir bilinç… Gencecik yaşıyla ardında bıraktığı ışık, on yılların acısını, kavgasını yüklenmiş kocaman bir yürek… Gözleri başından beri doruklara kilitli, avını bekleyen bir kartal… Daha o günden belliydi. Dağları mesken eyleyecekti. Daha o günden dağlara sevdası gözlerinde, dilindeydi. Ne mutlu Ozan’a, Abidin’e, İsmail’e. Karanlıkta boğulmak yerine birer yıldız olup karanlığı aydınlatmanın yolunu tuttular. Yüreklerimize bıraktıkları derin acılarına rağmen umut oldular. “Biz böyle ölürüz. Ayakta. Dimdik. Ağaçlar gibi. Halkımız gölgemizde yurt bulsun diye. Bizim ölümüz işte böyle diriltir halkımızı!” diye haykırdılar düşmanın suratına.

Kimilerine göre (içini karartıp yılgınlığın sularına demir atanlara göre)  başa sarıyor tarih.

Kimilerine göre (direnenlere, zulme boyun eğmeyenlere, halkına ışık olanlara göre) ise tarihin tekerleği dönüyor savaşa savaşa!

Bir babaya, bir anaya göre elinde büyüttüğü minnacık, aciz bir varlık belki oğlu, kızı. Sevgiyle, emekle, fedakârlıkla büyüdüğünü, akıllandığını, dünyanın derdine kafa yorduğunu görmek bir evladı, ne onurlu iş… Onu düşünebilen, yaratabilen bir gence dönüştürmek… İnsanlığından çıkmış bir yaratık olmasına zorlayan bu düzenden kurtarıp insanlığın kavgasına adanmış gencecik bir yürek yetiştirmek. Ozan yapmak, Abidin yapmak, İsmail yapmak bir evladı… Bu onuru tıpkı çocukları gibi başı dik düşmanın suratına haykırmak.

Sarıyla yeşilin birbirine karıştığı dağlara bakarken gözlerim takılıyor Burnak köyü sırtlarına. Işıl ışıl bakıyor gözleriyle Ozan, Abidin ve İsmail. Bu ışık geleceğin umudu! Kim bilir belki bir çocuğun temizliğinde,  bir kavganın bilince taşıdığı asilikte saklı olan her şeyi gözbebeğine doldurmuşlar sanki. Her yüreğin kaldıracağı yük değil bu yüklendikleri dava. Her gözün taşıyabileceği bir ışıltı değil gözlerindeki! Işıl ışıl bakıyorlar… Kocaman, karşımda, dupduru… Güneşin kavurucu ışığına meydan okurcasına ışıl ışıl gözler… Tertemiz… Dağların zirvesinden taşan dupduru sularla temizlenmiş. Tarihin acılı analarının gözyaşlarıyla dolmuş bir sel olmuş taşacak adeta. Dünyayı değiştirecek cesaretle bakıyor gözlerimin içine içine. Bize bu acılı, zulüm dolu hayatı reva görenlerin suratına suratına iniyor sanki bakışları. Sonra utanıyorum biraz. Kendimden ve bana benzeyenlerden. Bencilliklerimden, yapamadıklarımdan utanıyorum. Bu onurlu yürüyüş için atamadığım her adımdan utanıyorum. Munzur suyuna dokunuyorum ellerimle. Utandığıma seviniyorum sonra. Ne güzel diyorum içimden. Yaşamı devrimcileştir çağrısını kulaklarım duyabiliyor, kendimi görebiliyorum, hayatımı biraz daha devrimcileştirme olanağımı, bilincimi yok etmediğime seviniyorum. Dağlara dönüyorum yüzümü. Dağlarda  “Ateşler yakılı, mavzerler çatılı…”

Gözlerim değiyor yine Burnak köyü sırtlarına. İçim titriyor. Sevgi nedir diye soruyorum kendime? Sevgi bazen yok olmak ya da bunu göze almaktır. Onlar sevginin en yücesini yaşayanlardı. Sevgi hayatın kendisidir. İnsan sevdikçe yaşamı kolaylaştırmaz mı? Çünkü hayatı sevdirecek şeyleri yaratmak, onları daha güçlü kılmaktır sevgi. Sevmenin riskini taşıyanlar, külfetini taşımayı bilenler bu karanlık dünyayı değiştireceklerdir. Sevginin yolu bazen zindana düşer, bazen dağa düşer, bazen barikatlarda tutuşur. Bu nedenle en iyi, en yüce sevgiyi yaşayanlar elbette devrimcilerdir. Ozan’ın, İsmail’in, Abidin’in ve diğerlerinin sevgisini düşünüyorum. Başa bela olmayan sevgi sevgi değildir diye duyduğum cümleyle gülümsüyorum. Halkı sevmek, insanı sevmek, belalı bir sevginin onuruyla dağları mesken eylemek, insanlığın mutluluğuna adamak genç ama bilge bir yüreği… Dağlara bakıyorum… “ateşler yakılı, mavzerler çatılı…”

Gözlerim Burnak köyü sırtlarında… Munzur suyuna dokunuyorum son kez… Yürüyorum Burnak köyü sırtlarına baka baka. Bir ses… Toplantıdaki o ses, Ozan haykırıyor kulaklarıma Munzurlardan. İçimi gözlerindeki ışıl ışıl bakışları dolduruyor. Gülümsüyorum.

Bunca tükenmişliğin ortasında savaşın çağrısı dolmalı kulaklara. Güneşin eskisi kadar taze olduğu gösterilmeli kör gözlere. Kıvrana kıvrana, belki çoğunlukla sancıyla ama gecelere ışık olup doğmak gerek! Ateşten gömlekleri kuşanıp yarınlara cesaretle yürümek gerek! Tırnaklarıyla kanatsalar da yaralarımızı, o yaraları omuz omuza verip isyan dolu gülüşlerle sarmak gerek! Zamanı bir ev, bir araba, bir eş, bir tatil, bir elektronik eşya umuduyla çöplüğe çevirmek yerine dağlardan yükselen umudun çağrısını sağır kulaklara doldurmak gerek. Bir sevgilinin sıcak kollarının çekiciliğine, bir evin mülkiyet dünyasına, bir işin parasına, geleceği kurtarmanın kaygısına kapılmadan, kariyer sevdasında, mülk dünyasında boğulmadan dağlara dağlara yürümek gerek! Kan ve can bedeli üzerine kurulan bu mücadeleyi, onurlu yaşamı, bu büyük dünyayı; bir sevgiliyle kurulan küçük bir dünyaya feda etmemek gerek! Tıpkı Ozan gibi, Abidin gibi, İsmail gibi ve tarihe not düşmüş tüm diğer yoldaşlar gibi…

Yollar aynı yollar… Dağlar aynı dağlar…  Yoksulluk desen, zulüm desen… Eskisinden kat be kat! İnsan sustukça sözleri büyür içinde dağ olur. İnsan dinledikçe yüreği dolar ateş olur. İnsan yaşını ve yasını içine akıtırsa bedeninden taşar volkan olur. Susmadan, konuşa konuşa, bağıra bağıra, çığlık çığlığa, volkan olup dağlara dağlara akmak gerek.  Tıpkı Ozan gibi, Abidin gibi, İsmail gibi ve tarihe not düşmüş tüm diğer yoldaşlar gibi…

Arabanın camından Munzur dağlarına bakarken ışıyan güneş kamaştırıyor gözlerimi. Burnak köyü sırtları ise Munzurlara yol almış cenazelerini sahiplenen, ölülerini omuzlarına yüklenmiş akın akın yürüyen anaların, babaların, genç kızların, erkeklerin, çocukların çığlıklarıyla zılgıtlarıyla inliyor. Öte yanda, Munzurlarda ise gözler ışıl ışıl… Biliyoruz bu zifiri karanlık, bu geceler apaydınlık günlere gebe! Biliyoruz dağ başlarında karanlığı parçalamak için tetikte bekleyen “ateşler yakılı,  mavzerler çatılı…”

ÖZLEM YAKAR / PENCERE


Yorumlar (1)
  • avatar

    Ro Ağu 14 2011 - 00:16 Cevapla

    Kaypakkaya Çizgisi, 40 Yılda Binden Fazla Şehit Veren Devrimci Bi Harekettir Diye Birkaç Satır Okumuştum Halkın Günlüğünde.. Ozan’lar Bu Uzun Tarihin Son Fidanları.. Son Çınarları.. Yazar Aradaş Ne Güzel Betimlemiş Tırnak İçinde, “Biz böyle ölürüz. Ayakta. Dimdik. Ağaçlar gibi. Halkımız gölgemizde yurt bulsun diye. Bizim ölümüz işte böyle diriltir halkımızı!”.. Değişen Dünyanın Yoz Etkisinde Kalmadan, Bu Mücadele Tarihine En Az Dünde Olduğu Gibi Bugünde Sahip Çıkmalıyız.. Emperyalizm ve Faşizm Arasındaki İlişkinin, Bu Coğrafyada Para ve Irkçılıktan İbaret Olmadığını, Değişen Dünyada Sahte Hoşgörü ve Sahte Güleryüzün En Etkili Silah Olduğunu ve Düşmanın Bu Silahı Çok İyi Kullandığını Görebilmeliyiz ! Devrimciler Danışıklı Dövüşmezler.. Düşman Suya Hasım Olur.. Bu Nedenle Kahpelik Düşmanın Kuralıdır ve Devrimciler Bu Kuralı Piyonları Devirerek Değil, Vezirleri Yok Ederek Bozabilirler !

Yanıtla

İsim (gerekli)

Web sitesi

Welcome Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi

Giriş

Parolanızı mı unuttunuz?

Bu Siteye Üye Ol

Join

Join us as we spread the word.